22 Nisan 2012 Pazar

Emek-lemek

İnsanda bıraktığı his, acayip.
Yepyeni bir dili öğreniyor, sancısını çekiyor, aynı zamanda hem duymaya hem yazmaya hem konuşmaya çalışıyor gibi.
Uyandığını sanıp uykuya devam ettiğini anladığın an gibi.
Telaffuzu güç, algısı yoğun.

Ölçülebilen ve hissedilen sıcaklık farkları, türlü bahaneler, noktası gelmeyen cümle başları.
Yersiz yurtsuz ne varsa, yakana iliştirmek istiyorum. Gerisin geriye koşarak gitmek, ateşi bulduğumuz o ilk heyecana geri dönmek, topuklarımdan sızarak kaybettiğim tüm sıvılarımı birer ikişer yerine geri koymak, istiyorum.


Ne eğrisi ne doğrusu, aslında sadece cesaret.
b'2204

3 Nisan 2012 Salı

Sıra sende?

..
Çantasının içi en az odası, biraz fazla kafası ama en çok masası kadar dağınıktır. Yüksekte olmaktan korkmaz rüyalarının dışında. Sadece ama sadece kendi eli değdiği zaman tadı olur gökyüzünün, yer varsa toprağın.Ama;
Bazen, olmaz işte.
Bir anda olmaz, oluvermez, binbir senaryo birleşse düğümü çözemez,
Bazen.



b'0304

11 Mart 2012 Pazar

Ellerimden kalkmazsan yazamam.



Düşüncelerimin önünde duran hayaletinin, gelmiş geçmiş en büyük zavallıklarına şahit bu gözlerimin hatırına binlerce defa git diyebilirim. Yadırganamayacak kadar bana özgü bana ait ve benden bir üslupla hiç şaşırtmadan, güldürürken düşündürmeden netlik ötesi bir doğrulukta yalnızca ama yalnızca büyük harflerin üzerinden geçip, soluksuzluğumuzun ortak mertebesinde buluşmak için git diyebilirim. Ego’larımızdan arınmamızın savaşını verene kadar, insanlığımızın ölçülerinde kadeh tokuşturmayı yeğlerken, “yüzünün ebruli renklerine karşı tek bir nefes bile alamıyor ama dayanıyordum “ dememe lüzum yok ise, yuttuklarımın içimde oluşturduğu minik söz öbeklerini kusmak, kusabilmek, dışkılayabilmek için her bir yandan içtiğim tüm yudumlarımın ricası olarak sana git diyebilirim. Birden fazla düşünmenin çıkmazlarına vakit ayıramamanın, sonuçsuzluğun içinde ahmaklık mertebesine erişilmeye ramak kaldığı, yürüdüğüm yollara bile bulaştırdığım kendime özgü, benim sıfatlandırabileceğim tüm pislikler aşkına sana ağız dolusu git diyebilirim.















  
b’1103


16 Şubat 2012 Perşembe

Konuş Onlarla

Hiçbirimiz istemedik.
Birer köşeye sinmiş, sabırla sabırsızlığı sınanan bir avuç insan yavrusu. Yutkunmaktan korkup, koca lokmalara tükürük yetiştirmeye çalışan sahipsiz ruh(lar).
Kervan bu. Bizim mahalle. Bizim dernek.
Herkes eşit.
Herkes sen ben gibi kokar orada. Kimsenin kimseden bir gram farkı yoktur. Baktıklarımız görünür hepimize eş seviyede. Varsa var olur, yoksa yok.
Gri sevilmez örneğin. Denge bozar. Çünkü denge, vücuttur bizde. Elin ayağın bedenin kalbine denktir ki, anlaşılsın. Bizde yük, eşit dağılır bedene.
Sanrılarımız çoktur. Denemelerimiz sınırsız.
Sessizliklerimiz ise, baştan aşağı senfoni.

Olduğumuz gibi olduk, korktular.
Olmak istediğimiz gibi olduk, dışladılar.
Yalnızca "olduk", yetmedik bu evrenin beklentilerine.
Kah kaşın, kah gözün, bazen yetmese de boyun, uzanan kollarına baktılar, geçtiler karşına bir de laf ettiler. Hepsi yetmezmiş gibi.
Herşey çözülmüş, gözler aydınlanmış gibi.
Son madde senmişsin gibi, dikildiler önümüze, sonra üstümüze.
Sevişlerimize göz diktiler,
Sevişemediklerimize birer kılıf.. 

Öyle yeni ki zaman bizde.
Kimsenin görmedikleri var, divan altında veya sandıklarda zulalanmış.
Hazırda yalnızca gelmeyi bekleyen.
Süsler var üzerinde, sanki çok uzaklardan gelmiş gibi. Her yerden de koku var. Tarifsiz.

Artık bizim gülmelerimiz de aynı, birbirimize baka baka öğrendik. 
Kimse yeltenmedi aslına bakarsan, doğal olan dedik..iyidir.

Şiir içtik bazı gecelerde, sabahlara dek. Sabah öyle geç olurdu ki, oyun sanardık.
Dakikalar saatlere dönüşürken biz; Edip derdik, Turgut derdik...
Onlara kaldırırdık içi biz dolmuş mısraları, teker teker.
Selamlardık kibarca, saygı masamızın ağır abisiydi hep.
Raconu o keserdi. 
Biz yalnızca uyardık, kafiyesine.

Ertelenmişlikleri anardık,
Vazgeçişleri de. Aklına gelebilecek tüm ince detayları yudum yanı çerez bilirdik.
Tuzları üstünde birikmiş, en makbulünden.
Tutunurken sabahın geldiğini hatırlarım. 
Yok olurduk, gözden kulaktan dudaktan. Ertesine kadar.

"Handan,hamamdan geçtik
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Avunamadık
Yoksa biz...
Biz bu dünyadan değil miydik?"


 b'1602






26 Ocak 2012 Perşembe

Katla ve Uçur

Elimde kalanların hepsini birleştiriyorum. Kırmızıları siyahlara denk gelecek şekilde. Öylece durup bana bakmalarına izin veriyorum. Neler düşündükleri, düşünecekleri veyahut düşünmeyi istediklerini hesaba katmadan. Katılacak bir-iki madde var ki onlar da mevzunun tam da göbeğinde.
Ben hepsini saklıyorum.
Öyle sağlam öyle özenli. Kaybedince bulamayacak kadar sımsıkı bağlıyorum ağzını yüzünü.
Başka çare bırakmadın bende.
İkincil bir çıkış, bir muadil, bir ip bile olamadın. Ben yine sadece kendi saçlarıma tutundum, hep yaptığım gibi. En iyi yaptığım gibi.

"Rüzgarın estiği yöne bakmanın, inadına titreyerek yürümenin, yolda duraksayıp devam etmeye güç toplamanın ne olduğunu bilirim ben. Parmaklar beni gösterir, yollar bana daralır hatta bazen kapanır. Kahkahaları duymazdan gelmenin o iğrenç zulmünü de bilirim. Gözünün içine baka baka... üstelik.
Yeni yetme hazların içine edilen o gereksiz o saçma o fazlalık akşamların içinde kaymadan durabilmeyi de, bilirim. Hükmen mağlupsun işte, çık sahadan."


31 Aralık 2011 Cumartesi

mezzo-futurizm

Yok olmak üzere olan bir bitki olduğumu düşünüyorum. Saçlarımın dökülmek üzere olduğu, sesimin çirkinleştiği, yapraklarımın olanca gücüyle saçmaladığı bir halde olsam, arkamdan değil seslenecek, beni anlayan kimse bırakmadığımı bilsem, ne güzel ne de çirkin bahis konusu olmasam, işte o vakit anlatırdım seni. Kolaylığından değil, aksine daha özgün bir platformda seni kendine gösterebilmek olurdu tek amacım. Başka bir amaç gütmediğimden, bu hem bana hem sana rahatlık verir, yatmadan önce yenen sütlaç misali sabaha süt tadı ile uyanmanı sağlar, ayrıca verdiği hafiflik birkaç dünyevi gününün renklenmesine ve biçimlenmesine yardımcı olur.
Damağında kalan lezzet seni “kaderci” yaklaşımının ötesine taşır, dediklerimi hazmetmeni sağlar, beden dilimi çözebilmek için araç olur.
Gördün mü!optimum fayda ile var olabilmeyi seviyorum. İşe yarıyor.
Beni, düşünemeyeceğim bir konumda, tam da tiksindiğim bir maskeyle tutuyorsun. Kendimle çelişmeme fırsat veremediğin için, sessizliklerime ve boş söylemlerime aynı derece saçmalıklar ile cevap verdiğin, frekansı bozmadığın, bozamadığın için, bu maçın galibi açıklama fırsatını bana vermiş oluyorsun. Keyifle açmak istiyorum o lanet zarfı. Çünkü “ben demiştim” demek, yeniden mutlu etmeye başladı beni. Hem de bu sefer sandığımdan da büyük bir heyecanla.

O yaşadığını sandığın evren, rüyandaki birleşmelerden çok uzakta. Hatta nereden baksan kripton daha bile yakın.
Çünkü insan beyni kısıtlı. Bir adım ileriye gidebilmesi için vazgeçmesi gerekenleri kafasında listeler, o listeyi kafasında numaralandırır, akabinde sağ ya da sol kalır. Ve onlar birbirleriyle yan yana gelemeyecek kadar uzak. Bir tek elimizdeki ipucu bu ve bu denklemdeki sabitleri çok da zorlamayarak ulaşılmak istenen her ne ise, en azından dibine kadar gidebiliriz.

Kişisel dışavurumlar ve bunların an be an değişkenlik hakkına sahip yorumları şu son zamanlarda özel ilgi alanım, tabiriyle hobim.

(İçtiğim birkaç duble içki mi beni bu denli cesur olmaya iten, yoksa bunu yalnızca hayal etmek mi?)

Durduğum müddetçe kendime edeceğim haksızlıkların toplamını bir ömür boyu sıfırlayamayacağımı düşünüyorum. En azından senin kadar masturbasyon yapabilirim. Sonra da tüm bu huzurumu sırtıma koyar, yoluma bakarım. Yolumun üzerinde göremediğim anda, heybemden çıkarırım. İzlerim, konuşurum yada anlatırım. İş bitince yeniden heybeme tıkar, yolumun çizgisi üzerinde devam ederim birer ikişer.
Böyle benimsenip, tasvir edilen her tutum, kanımca adımın önündeki sıfatın düpedüz karşılığı.

Yutkunmaktan iç çeperlerim aşındı.
Tükürük bezlerimin bir kısmı tarafından da terk edildim.

“Kader, insanın kendi hayatına hiçbir zaman gerçekten sahip olamayacağının açık tehdididir.”
(Kırmızı Zaman)


b’3012

18 Aralık 2011 Pazar

Bence senin hala haberin yok.


...
Var diye düşünüp inandığım her dakikanın arkasından, aslında asla olmayacak diye iç geçirdiğim. Geçirirken yaşam döngüsüne lanet okuduğum, lanet okurken hangi zincirin hangi halkasının buna sebep olabileceğini tarttığım. Kısacası kudurduğum bir zaman aralığı şu aralık. Yalnızca inanmanın hap olarak yutulduğu bir dönemin ta kendisi. Birden çok bahane üretebilmekle birlikte hepsini aynı anda benimseyecek kadar parçalara bölünmüş mantığımda, son noktalardan birinde, tam da kıvamında, oldukça da zirvede, sandığımın aksine hırstan arınmış, çok soylu ama çok kaltak bir hal, durum, fikir.
Kendimin tam da karşısında gördüğüm ifadelerden her biri, yoksunluğunu çektiğim o çok minik ve mütevazi her ne ise, düşünceme ve mantığıma engel. Lakin niyeyse, her nedense veya ne gerek varsa bilemeden bakıyorum.  Göremeden sadece bakıyorum.

Yüzünün bazen olmadığını düşünüyorum.
Bazen sadece sesinle hareket ettiğimi, gözlerinin hatta yerlerinin bile olmadığını.
Beni bilmediğini, seçemediğini, somutlaştırıp bana o cümleleri sıralayamadığını.
Hissettiklerinin yalnızca kokumdan ibaret kaldığını.
Yanlış yapmaktan korkmadığını. Deyim yerindeyse o cahil cesareti denen mevzunun sende çalışıyor olduğunu. Düşünüyorum.

Gitgide yok olan bir eğriye doğru orantılı olarak saçmalayarak, sonsuz deneysel bakış açıları hazırlıyorum.  Sıcak servis ediyorum kendime. Öyle güzel kabulleniyorum ki, bazen ve çoğu zaman karşımdaki senin tüm bu tıkanan yerlerimi bildiğine inanıyorum. Zaaf kelimesi çok aciz. Ama karşılığı bu ise zaaftır o zaman. Üstelemiyorum. Kendime aynada sorduğum her soruya cevap verirken, artık üstelemiyorum.  Yanıtlarımın soğuk kanlılığı da ürkütmüyor beni. Az sonra işlenecek cinayetin planını kamu oyuna net bir şekilde deklare edebiliyorum. İnsanlığımın gerektirdiği tüm salaklıkları dibine kadar yapıyor olmaktan dolayı ayrıca keyifleniyorum. Gereksiz dahi olsa, keyif alıyorsam demek yaşıyorum diyorum. Hepsini ardı ardına yutkunmadan, fondaki çelloya kulak asmadan, ciddiyetimin bozulmamasına, algımın dağılmamasına özen göstererek söylüyorum. Vurgularıma dikkat ediyorum. 
Bilincimi yitirmeden yapılabilecek her ne varsa deneyebilmek istiyorum. Sana çarpan küfürlerimi en az düşüncelerim kadar seviyorum.
  
Sonrasında, sen görmeden alnımdan öpüyorum.
  
b’1812