Elimde kalanların hepsini birleştiriyorum. Kırmızıları siyahlara denk gelecek şekilde. Öylece durup bana bakmalarına izin veriyorum. Neler düşündükleri, düşünecekleri veyahut düşünmeyi istediklerini hesaba katmadan. Katılacak bir-iki madde var ki onlar da mevzunun tam da göbeğinde.
Ben hepsini saklıyorum.
Öyle sağlam öyle özenli. Kaybedince bulamayacak kadar sımsıkı bağlıyorum ağzını yüzünü.
Başka çare bırakmadın bende.
İkincil bir çıkış, bir muadil, bir ip bile olamadın. Ben yine sadece kendi saçlarıma tutundum, hep yaptığım gibi. En iyi yaptığım gibi.
"Rüzgarın estiği yöne bakmanın, inadına titreyerek yürümenin, yolda duraksayıp devam etmeye güç toplamanın ne olduğunu bilirim ben. Parmaklar beni gösterir, yollar bana daralır hatta bazen kapanır. Kahkahaları duymazdan gelmenin o iğrenç zulmünü de bilirim. Gözünün içine baka baka... üstelik.
Yeni yetme hazların içine edilen o gereksiz o saçma o fazlalık akşamların içinde kaymadan durabilmeyi de, bilirim. Hükmen mağlupsun işte, çık sahadan."
26 Ocak 2012 Perşembe
31 Aralık 2011 Cumartesi
mezzo-futurizm
Yok olmak üzere olan bir bitki olduğumu düşünüyorum. Saçlarımın dökülmek üzere olduğu, sesimin çirkinleştiği, yapraklarımın olanca gücüyle saçmaladığı bir halde olsam, arkamdan değil seslenecek, beni anlayan kimse bırakmadığımı bilsem, ne güzel ne de çirkin bahis konusu olmasam, işte o vakit anlatırdım seni. Kolaylığından değil, aksine daha özgün bir platformda seni kendine gösterebilmek olurdu tek amacım. Başka bir amaç gütmediğimden, bu hem bana hem sana rahatlık verir, yatmadan önce yenen sütlaç misali sabaha süt tadı ile uyanmanı sağlar, ayrıca verdiği hafiflik birkaç dünyevi gününün renklenmesine ve biçimlenmesine yardımcı olur.
Damağında kalan lezzet seni “kaderci” yaklaşımının ötesine taşır, dediklerimi hazmetmeni sağlar, beden dilimi çözebilmek için araç olur.
Gördün mü!optimum fayda ile var olabilmeyi seviyorum. İşe yarıyor.
Beni, düşünemeyeceğim bir konumda, tam da tiksindiğim bir maskeyle tutuyorsun. Kendimle çelişmeme fırsat veremediğin için, sessizliklerime ve boş söylemlerime aynı derece saçmalıklar ile cevap verdiğin, frekansı bozmadığın, bozamadığın için, bu maçın galibi açıklama fırsatını bana vermiş oluyorsun. Keyifle açmak istiyorum o lanet zarfı. Çünkü “ben demiştim” demek, yeniden mutlu etmeye başladı beni. Hem de bu sefer sandığımdan da büyük bir heyecanla.
O yaşadığını sandığın evren, rüyandaki birleşmelerden çok uzakta. Hatta nereden baksan kripton daha bile yakın.
Çünkü insan beyni kısıtlı. Bir adım ileriye gidebilmesi için vazgeçmesi gerekenleri kafasında listeler, o listeyi kafasında numaralandırır, akabinde sağ ya da sol kalır. Ve onlar birbirleriyle yan yana gelemeyecek kadar uzak. Bir tek elimizdeki ipucu bu ve bu denklemdeki sabitleri çok da zorlamayarak ulaşılmak istenen her ne ise, en azından dibine kadar gidebiliriz.
Kişisel dışavurumlar ve bunların an be an değişkenlik hakkına sahip yorumları şu son zamanlarda özel ilgi alanım, tabiriyle hobim.
(İçtiğim birkaç duble içki mi beni bu denli cesur olmaya iten, yoksa bunu yalnızca hayal etmek mi?)
Durduğum müddetçe kendime edeceğim haksızlıkların toplamını bir ömür boyu sıfırlayamayacağımı düşünüyorum. En azından senin kadar masturbasyon yapabilirim. Sonra da tüm bu huzurumu sırtıma koyar, yoluma bakarım. Yolumun üzerinde göremediğim anda, heybemden çıkarırım. İzlerim, konuşurum yada anlatırım. İş bitince yeniden heybeme tıkar, yolumun çizgisi üzerinde devam ederim birer ikişer.
Böyle benimsenip, tasvir edilen her tutum, kanımca adımın önündeki sıfatın düpedüz karşılığı.
Yutkunmaktan iç çeperlerim aşındı.
Tükürük bezlerimin bir kısmı tarafından da terk edildim.
“Kader, insanın kendi hayatına hiçbir zaman gerçekten sahip olamayacağının açık tehdididir.”
(Kırmızı Zaman)
b’3012
18 Aralık 2011 Pazar
Bence senin hala haberin yok.
...
Var diye düşünüp inandığım her dakikanın arkasından, aslında asla olmayacak diye iç geçirdiğim. Geçirirken yaşam döngüsüne lanet okuduğum, lanet okurken hangi zincirin hangi halkasının buna sebep olabileceğini tarttığım. Kısacası kudurduğum bir zaman aralığı şu aralık. Yalnızca inanmanın hap olarak yutulduğu bir dönemin ta kendisi. Birden çok bahane üretebilmekle birlikte hepsini aynı anda benimseyecek kadar parçalara bölünmüş mantığımda, son noktalardan birinde, tam da kıvamında, oldukça da zirvede, sandığımın aksine hırstan arınmış, çok soylu ama çok kaltak bir hal, durum, fikir.
Kendimin tam da karşısında gördüğüm ifadelerden her biri, yoksunluğunu çektiğim o çok minik ve mütevazi her ne ise, düşünceme ve mantığıma engel. Lakin niyeyse, her nedense veya ne gerek varsa bilemeden bakıyorum. Göremeden sadece bakıyorum.
Yüzünün bazen olmadığını düşünüyorum.
Bazen sadece sesinle hareket ettiğimi, gözlerinin hatta yerlerinin bile olmadığını.
Beni bilmediğini, seçemediğini, somutlaştırıp bana o cümleleri sıralayamadığını.
Hissettiklerinin yalnızca kokumdan ibaret kaldığını.
Yanlış yapmaktan korkmadığını. Deyim yerindeyse o cahil cesareti denen mevzunun sende çalışıyor olduğunu. Düşünüyorum.
Gitgide yok olan bir eğriye doğru orantılı olarak saçmalayarak, sonsuz deneysel bakış açıları hazırlıyorum. Sıcak servis ediyorum kendime. Öyle güzel kabulleniyorum ki, bazen ve çoğu zaman karşımdaki senin tüm bu tıkanan yerlerimi bildiğine inanıyorum. Zaaf kelimesi çok aciz. Ama karşılığı bu ise zaaftır o zaman. Üstelemiyorum. Kendime aynada sorduğum her soruya cevap verirken, artık üstelemiyorum. Yanıtlarımın soğuk kanlılığı da ürkütmüyor beni. Az sonra işlenecek cinayetin planını kamu oyuna net bir şekilde deklare edebiliyorum. İnsanlığımın gerektirdiği tüm salaklıkları dibine kadar yapıyor olmaktan dolayı ayrıca keyifleniyorum. Gereksiz dahi olsa, keyif alıyorsam demek yaşıyorum diyorum. Hepsini ardı ardına yutkunmadan, fondaki çelloya kulak asmadan, ciddiyetimin bozulmamasına, algımın dağılmamasına özen göstererek söylüyorum. Vurgularıma dikkat ediyorum.
Bilincimi yitirmeden yapılabilecek her ne varsa deneyebilmek istiyorum. Sana çarpan küfürlerimi en az düşüncelerim kadar seviyorum.
Sonrasında, sen görmeden alnımdan öpüyorum.
b’1812
8 Aralık 2011 Perşembe
Sanırsın ki, bir dev !
Bir gün bir yerde tüm bu içten duygularımın cevabını belki bir ağaç dibinde göreceğim.
Yolumu yosunlarına tutunarak bulduğum en az ama en az benden iki boy yukarda olan, ne ulu, ne tıknaz bir ağaçta.Yapraklarını yarı sarartmış-yarı dökmüş olabilir. Birkaç yaprak yeter bana üzerinde kalan, altına düşecek bir lokma gölgesine bile gülümserim. Aslında ben çok kolay gülümserim. Bazıları gülümsemekten daha kolay, ağladığımı söyler.
Ama asıl cevabı bu değil.
b'1208
2 Aralık 2011 Cuma
Uyku fakiri olmak
Herkes çok mutlu benim adıma.
Mesela en basitinden ellerim ve burnum küçük diye. Büyük şans olduğunu düşünenler var. Olmamasından iyidir diyerek avunabildiğim kadar avunuyorum işte.
Sen de aynısını düşünüyor olabilir misin? Hani gitgide daha çok bakıyorum sana ama ben göremiyorum bir yerlerde bir zamanlarda kırılan birkaç detayın içinde ölmüş de gitmiş gibi. Çok yineliyorum, çok uğraşıyorum. Yakınlaşıyorum, uzaklaşıyorum. Görüntü yok bir türlü. Ses gibi.
Kimi zaman korkularımın yerini umut alıyor evet. Bir anlık dahi olsa buna izin veriyorum.
Ne de olsa benim bileceğim iş değil mi? Benim umudum, benim korkum! Anarşist ruhum vardır az biraz, altlarda kalmış olabilir ama var. Bu yüzden ben direndikçe, ben diklendikçe gülümsüyorsun. Nedenini niçinini bilmeden. Dahası soramadan/sormadan. Hoşuna gittiğinden mi, yapamadığından mı? Bulamadım.
Bazı başka yetilerim daha olsaydı diye düşünüyorum. Sahip olduklarım tatmin edici olabilir ama yetersiz. Her problem için analitik çözümleri itina ile yaratan şu kafam, bazen sonuç ilişkisinde zorlanıyor.
Kimliğimi açıklamaya niyetim yok. Kendimden eminim. Cesaret ancak kazanılacak bir şey olacaksa sarfedilmeli. Yerli yersiz harcamak ahmaklık. Belki çok yerli belki de gerçekten yersiz.
Ben bu kuponları biriktirmek için neler yaptım haberin yok. Duysan, kıyamazsın.
Neyin neye ait olduğunu bile idrak edemiyorum bazen. Yönergeleri izleyip yolda gördüğüm minik taşlarla mutlu olma sanatı'nı yaşatıyorum yalnızca. Son temsilcilerinden biriyim, arkama baktığımda gölgem bile yok. Ne kadar rahatlatıcı ve huzurlu.
Bilmem farkında mısın; ya da farkına varmaya niyetin var mı ama,
Senin kafiyelerin bu kadar uyumlu oldu mu hiç?
Hani hiç zorlamasız, hiç gücenmesiz, hiç beklentisiz?
Bu kadar güzel harfler nasıl olur da yanyana gelir? hiç aklına geldi mi?
Tanrı'nın bir lütfu veya tesadüfler zinciri olarak mı düşünüyorsun?
Düşünüyorsan şayet?
b'0112
Mesela en basitinden ellerim ve burnum küçük diye. Büyük şans olduğunu düşünenler var. Olmamasından iyidir diyerek avunabildiğim kadar avunuyorum işte.
Sen de aynısını düşünüyor olabilir misin? Hani gitgide daha çok bakıyorum sana ama ben göremiyorum bir yerlerde bir zamanlarda kırılan birkaç detayın içinde ölmüş de gitmiş gibi. Çok yineliyorum, çok uğraşıyorum. Yakınlaşıyorum, uzaklaşıyorum. Görüntü yok bir türlü. Ses gibi.
Kimi zaman korkularımın yerini umut alıyor evet. Bir anlık dahi olsa buna izin veriyorum.
Ne de olsa benim bileceğim iş değil mi? Benim umudum, benim korkum! Anarşist ruhum vardır az biraz, altlarda kalmış olabilir ama var. Bu yüzden ben direndikçe, ben diklendikçe gülümsüyorsun. Nedenini niçinini bilmeden. Dahası soramadan/sormadan. Hoşuna gittiğinden mi, yapamadığından mı? Bulamadım.
Bazı başka yetilerim daha olsaydı diye düşünüyorum. Sahip olduklarım tatmin edici olabilir ama yetersiz. Her problem için analitik çözümleri itina ile yaratan şu kafam, bazen sonuç ilişkisinde zorlanıyor.
Kimliğimi açıklamaya niyetim yok. Kendimden eminim. Cesaret ancak kazanılacak bir şey olacaksa sarfedilmeli. Yerli yersiz harcamak ahmaklık. Belki çok yerli belki de gerçekten yersiz.
Ben bu kuponları biriktirmek için neler yaptım haberin yok. Duysan, kıyamazsın.
Neyin neye ait olduğunu bile idrak edemiyorum bazen. Yönergeleri izleyip yolda gördüğüm minik taşlarla mutlu olma sanatı'nı yaşatıyorum yalnızca. Son temsilcilerinden biriyim, arkama baktığımda gölgem bile yok. Ne kadar rahatlatıcı ve huzurlu.
Bilmem farkında mısın; ya da farkına varmaya niyetin var mı ama,
Senin kafiyelerin bu kadar uyumlu oldu mu hiç?
Hani hiç zorlamasız, hiç gücenmesiz, hiç beklentisiz?
Bu kadar güzel harfler nasıl olur da yanyana gelir? hiç aklına geldi mi?
Tanrı'nın bir lütfu veya tesadüfler zinciri olarak mı düşünüyorsun?
Düşünüyorsan şayet?
b'0112
30 Kasım 2011 Çarşamba
mide kazıntısı
Sen bakınca uyuyamıyorum.
Her seferinde aynı ritmik hareketler ile düzelip, bakıp, gülümseyip, devam ediyorum kaldığım yerden.
Nefesimi dinlerken aldığın eş zamanlı solukların da farkındayım. Hatta bazen şunu bile düşünüyorum ki, nasıl oluyor da senkronize olabiliyoruz bu denli apayrı insanlarken?
Ayaklarımız bile birbirimize benziyor. Oldukça zor bir ihtimal oysaki. Ayak bu. Yapı gereği zor bir uzuv. Ama bizimkiler benziyor. En çok da buna gülüyoruz, ne güzel.
Her ikimiz de biliyoruz, sen bu kapıdan çıktığında aslında diğer bir kapının eşiğinde olduğunu. Bununla eğlenebilecek kadar büyümüşüz ama her ses de kapı gıcırtısına benzemez ki! haksızlık. Düpedüz haksızlık!
İstediğim kadar bağırsam da değişmeyecek kadar haksızlık.
İşte bu yüzden susuyorum..
Susabildiğim yere kadar devam edip, çatlama noktasında içime konuşacağım. Ters çevireceğim ağzımı, gırtlağımdan aşağıya alabildiğine yüksek seste avazım çıktığı kadar bağırıcağım. Hepsini yutacağım teker teker. Hiç soluksuz, hiç paylaşımsız. Tam kendim gibi, aynı sen olmayan gibi. Tümünün ağırlıklı ortalaması düşüncelerimin sadece küçücük bir parçası. Bunu bilmek de biraz soda etkisi, en azından dakikalık minik hazlar gibi, puff.. diye sönenlerden.
Bazı takıntılarım var, çok istikrarlı. Dünyalar bir araya gelse vazgeçemeyeceğim cinsten. Katı, kesin, kararlı.
Bazı inatlarım da var, çok sıkıcı. Bir o kadar kurallı ama oldukça gereksiz.
Kimi zaman vurduklarım da var. Kuru sıkı gibi zararsız, ama destekli.
Hepsinden korudum mantığımdan önce kendimi, sonra da seni. Elbet dedim ölü doğacak bu çocuk, bırakalım da keyfini sürelim. Kendi elimizle kendimizden etmeyelim. Zaman denen bok çuvalını deşip kokutmayalım. Vakti kerahatte rahat bırakalım bünyeleri. Aslolan her ne ise, bırakalım kendi görsün.
Beklemek bana kaldı. Kısa çöpü ben çektim. Şans denen boncukların en kötü renklerine ben denk geldim. Ama en çok ben gördüm.
Yazarın dediği gibi; "dilimin kilidini çözen yüreğime kilit vurmuştur."
b'2911
Her seferinde aynı ritmik hareketler ile düzelip, bakıp, gülümseyip, devam ediyorum kaldığım yerden.
Nefesimi dinlerken aldığın eş zamanlı solukların da farkındayım. Hatta bazen şunu bile düşünüyorum ki, nasıl oluyor da senkronize olabiliyoruz bu denli apayrı insanlarken?
Ayaklarımız bile birbirimize benziyor. Oldukça zor bir ihtimal oysaki. Ayak bu. Yapı gereği zor bir uzuv. Ama bizimkiler benziyor. En çok da buna gülüyoruz, ne güzel.
Her ikimiz de biliyoruz, sen bu kapıdan çıktığında aslında diğer bir kapının eşiğinde olduğunu. Bununla eğlenebilecek kadar büyümüşüz ama her ses de kapı gıcırtısına benzemez ki! haksızlık. Düpedüz haksızlık!
İstediğim kadar bağırsam da değişmeyecek kadar haksızlık.
İşte bu yüzden susuyorum..
Susabildiğim yere kadar devam edip, çatlama noktasında içime konuşacağım. Ters çevireceğim ağzımı, gırtlağımdan aşağıya alabildiğine yüksek seste avazım çıktığı kadar bağırıcağım. Hepsini yutacağım teker teker. Hiç soluksuz, hiç paylaşımsız. Tam kendim gibi, aynı sen olmayan gibi. Tümünün ağırlıklı ortalaması düşüncelerimin sadece küçücük bir parçası. Bunu bilmek de biraz soda etkisi, en azından dakikalık minik hazlar gibi, puff.. diye sönenlerden.
Bazı takıntılarım var, çok istikrarlı. Dünyalar bir araya gelse vazgeçemeyeceğim cinsten. Katı, kesin, kararlı.
Bazı inatlarım da var, çok sıkıcı. Bir o kadar kurallı ama oldukça gereksiz.
Kimi zaman vurduklarım da var. Kuru sıkı gibi zararsız, ama destekli.
Hepsinden korudum mantığımdan önce kendimi, sonra da seni. Elbet dedim ölü doğacak bu çocuk, bırakalım da keyfini sürelim. Kendi elimizle kendimizden etmeyelim. Zaman denen bok çuvalını deşip kokutmayalım. Vakti kerahatte rahat bırakalım bünyeleri. Aslolan her ne ise, bırakalım kendi görsün.
Beklemek bana kaldı. Kısa çöpü ben çektim. Şans denen boncukların en kötü renklerine ben denk geldim. Ama en çok ben gördüm.
Yazarın dediği gibi; "dilimin kilidini çözen yüreğime kilit vurmuştur."
b'2911
17 Kasım 2011 Perşembe
save yourself
Günlerdir uğramıyorsun bana. Camlarda beklemiyorum ama kulağım duvar dibinde.
Gelene geçeni dinliyorum, perdem çok kalın. Ayrıca kollarım da yetmiyor zaten açmaya. En yakınımda duran sadece kahve. Ona uzanıyorum. Yudumu höpürdeterek içiyorum ki ses çıksın. İnsanın bu sese bile hasret kaldığı olur mu? olmaz deme, olabiliyormuş.
Birkaç komşu da seni sordu bana. Dedim gelir, bugün yada yarın. En kötü haftaya, ama gelir.
Gelmeden durmazdın normalde, güvenim sana değil, gelişine. Sen mi gelirsin kendinin yanında yoksa sadece kıyafetlerin mi orası tartışılırdı hep, hala tartışıyorum bende kendimce. Onu da yüksek sesle yapıyorum böylelikle dağılıyor kafamın bir kısmı. Geri kalanı gereğinden fazla meşgul.
Yok, düşündüğün gibi değil. Yani aslında ne düşünürsün o da şaibeli biraz. Ama ben peşinen diyebilirim düşündüğünün olmadığını. Nereden bilebilirsin ki? gibi saçma sorulara gerek yok. Sende biliyorsun bazen bu kadın yanılmaz. Kadınlar "genelde" yanılmaz zaten.
Eminim ki gelmeyişin düşündüğün içindir. Burada düşünmek zor gelir. Ağır gelir. İşine gelmeyen anları ezbere bilirim ben. Olsun seni sen yapan da bunlar değil mi zaten?
Gülümsemelerim yerini kahkahaya bırakıyor. Hani eski Türk filmlerinde deliren kadınların korkunç gülüşleri vardır ya, tiksinirsin. Aynı onlardan.
Üzgünüm, göçebe kabul etmiyoruz bu handa artık. Yerim dolu diyorum, yalanın bini bin para. Kim ölmüş zaten ki ben öleyim. Ne koruyacaksa onu kullanıyorum. Bazen yalan bazen fare kapanı kimi zaman haşere ilaçlarından. Kapı altlarına bile sıktım inanır mısın? Olacak iş değil.
Bazen mantığıma küfrediyorum. Ağır küfürler hemde, öyle eften püften değil. Her kafa kaldırmaz onu.
Ama ben alışkınım.
b'1711
Gelene geçeni dinliyorum, perdem çok kalın. Ayrıca kollarım da yetmiyor zaten açmaya. En yakınımda duran sadece kahve. Ona uzanıyorum. Yudumu höpürdeterek içiyorum ki ses çıksın. İnsanın bu sese bile hasret kaldığı olur mu? olmaz deme, olabiliyormuş.
Birkaç komşu da seni sordu bana. Dedim gelir, bugün yada yarın. En kötü haftaya, ama gelir.
Gelmeden durmazdın normalde, güvenim sana değil, gelişine. Sen mi gelirsin kendinin yanında yoksa sadece kıyafetlerin mi orası tartışılırdı hep, hala tartışıyorum bende kendimce. Onu da yüksek sesle yapıyorum böylelikle dağılıyor kafamın bir kısmı. Geri kalanı gereğinden fazla meşgul.
Yok, düşündüğün gibi değil. Yani aslında ne düşünürsün o da şaibeli biraz. Ama ben peşinen diyebilirim düşündüğünün olmadığını. Nereden bilebilirsin ki? gibi saçma sorulara gerek yok. Sende biliyorsun bazen bu kadın yanılmaz. Kadınlar "genelde" yanılmaz zaten.
Eminim ki gelmeyişin düşündüğün içindir. Burada düşünmek zor gelir. Ağır gelir. İşine gelmeyen anları ezbere bilirim ben. Olsun seni sen yapan da bunlar değil mi zaten?
Gülümsemelerim yerini kahkahaya bırakıyor. Hani eski Türk filmlerinde deliren kadınların korkunç gülüşleri vardır ya, tiksinirsin. Aynı onlardan.
Üzgünüm, göçebe kabul etmiyoruz bu handa artık. Yerim dolu diyorum, yalanın bini bin para. Kim ölmüş zaten ki ben öleyim. Ne koruyacaksa onu kullanıyorum. Bazen yalan bazen fare kapanı kimi zaman haşere ilaçlarından. Kapı altlarına bile sıktım inanır mısın? Olacak iş değil.
Bazen mantığıma küfrediyorum. Ağır küfürler hemde, öyle eften püften değil. Her kafa kaldırmaz onu.
Ama ben alışkınım.
b'1711
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
