Benim havalar çalmaya başladı.
Akşamlarının o serin esintileri, sabah erken saatlerinde güzergahımı paylaştığım 2-3 tanıdık sima ile fikir birliğine varılan "hırkasız olmuyor artık" cümleleri, espadrillerimin artık bugün itibariyle "beni akşam giyme" uyarıları, giden leylekler, gelen ise sadece birkaç yeni kitap.
Leylek demişken, hüzün veriyor her defasında gidişleri. Sanki burada tad/tuz kalmamış, bizim de işimiz olmaz dercesine, seneye gelip gelmeyeceklerini dahi söylemeden, öylece, kararlı bir gidiş. Kalanlar ne halt ederse etsin, biz önümüze bakalım diyorlar kendilerince.
Asıl buralar sonbaharla renkleniyor, farkında değiller. Kimileri hüzünlü, benim aksi tarafımı oluşturarak. Asla sebebini anlayamadığım derecede olumsuz, çatık kaşlı, omuzlar düşmüş. İçten içe sürekli söylenme halinde.
Faturayı ha kesti kesecek çıkmayan güneşe yada erken gelen buluta.
Delirdiniz mi kuzum? Yerinde mi algılarınız?
25 Eylül 2011 Pazar
14 Eylül 2011 Çarşamba
Yokluğun Tesellisi
Her seferinde aç kalkıyordun masamdan. Doyuramıyordum elimdekini, cebimdekini önüne yatırsam da. Çok pişmişlerin kanlı tarafları seni bulurdu - nedense?
Senaryo bize ait değildi elbette. Oradan buradan çalı çırpı toplarcasına çalmıştın, bendeniz ise sadece izlemiştim. Çalıntı yada alıntı diyelim, ara bedene uymaz demiştim, dediğimle kalmıştım. Aslına bakarsan dışımdan söylediklerimin aslında içimdekiyle denk olduğunu yeni farketmiştim. Tek yanlış ağzımı açmadan söylememdi demek - diyorum şimdilerde.
Kalıpların köşeleri farklı geldi, erkek-dişi birbirine oturamadı. Oturamadıkça yamuldu, yamuldukça sinir bastı. Pembe sinirlerim var, seninkinden çok daha dişi. Uçları da var, sersemlemiş.
Mekanizma oldukça sabit. Yerinden oynatmaya vinç gerek, hali hazırda ağaçta kalan kedileri de aşağı getirecek, sözü var bana.
Senin de vardı, hatırlar mısın? Bilmem kaç kilo mısırın üzerine edilmiş yeminlermiş onlar. Tanelerin içindeki tuzda erimiş de gitmiş. Kimse hatırlamazken benim gözümün önünde olması benim saflığımdan mıdır? Yoksa senin beceriksizliğinden mi?
Beceri aslen insanın varoluşunda gizlidir. O varsa, diğerleri de olur. Yoksa zaten bakıp anlam aramak da bir bakıma yanlış. Her bir doğru kendiliğinden belirince yanlışlar fosforlu kalemle belirginleşiyor görebiliyor musun sen de? Yoksa onu da bir tek ben mi görebiliyorum?
Çıksan bana desen ki, sen aslında kendinle seviştin diye, şaşırmam diye düşünüyorum. Bakıyorum aynaya, aynadaki de bana. İkimiz de şaşırmıyoruz. Olasılıkları seviyoruz. Kimse rahatsız değil aynadaki de ben de. Biz seviyoruz üstelik.
"Nefretle karışık sevgi, veyahut heyecan"
b'1409
Senaryo bize ait değildi elbette. Oradan buradan çalı çırpı toplarcasına çalmıştın, bendeniz ise sadece izlemiştim. Çalıntı yada alıntı diyelim, ara bedene uymaz demiştim, dediğimle kalmıştım. Aslına bakarsan dışımdan söylediklerimin aslında içimdekiyle denk olduğunu yeni farketmiştim. Tek yanlış ağzımı açmadan söylememdi demek - diyorum şimdilerde.
Kalıpların köşeleri farklı geldi, erkek-dişi birbirine oturamadı. Oturamadıkça yamuldu, yamuldukça sinir bastı. Pembe sinirlerim var, seninkinden çok daha dişi. Uçları da var, sersemlemiş.
Mekanizma oldukça sabit. Yerinden oynatmaya vinç gerek, hali hazırda ağaçta kalan kedileri de aşağı getirecek, sözü var bana.
Senin de vardı, hatırlar mısın? Bilmem kaç kilo mısırın üzerine edilmiş yeminlermiş onlar. Tanelerin içindeki tuzda erimiş de gitmiş. Kimse hatırlamazken benim gözümün önünde olması benim saflığımdan mıdır? Yoksa senin beceriksizliğinden mi?
Beceri aslen insanın varoluşunda gizlidir. O varsa, diğerleri de olur. Yoksa zaten bakıp anlam aramak da bir bakıma yanlış. Her bir doğru kendiliğinden belirince yanlışlar fosforlu kalemle belirginleşiyor görebiliyor musun sen de? Yoksa onu da bir tek ben mi görebiliyorum?
Çıksan bana desen ki, sen aslında kendinle seviştin diye, şaşırmam diye düşünüyorum. Bakıyorum aynaya, aynadaki de bana. İkimiz de şaşırmıyoruz. Olasılıkları seviyoruz. Kimse rahatsız değil aynadaki de ben de. Biz seviyoruz üstelik.
"Nefretle karışık sevgi, veyahut heyecan"
b'1409
6 Eylül 2011 Salı
Çürük Kalem
Neden bugün bilmiyorum ama aslında 6 eylül 2011'de ben anladım ki:
Nedensiz gururun, sahibi dahil kimseye yararı olmadığı gibi zararı sandığımdan daha büyükmüş.
Bir o kadar yansıttığın şeffaflık karşı tarafa tahmin edemeyeceğin kadar farklı boyutlarda ulaşabilirmiş. Olurmuş, olmuşluğu varmış.
Yangında ilk kurtarılacaklar listesi zamanla değişebilirmiş, asla değişmez denen herşeyin yerle bir olabileceği gibi.
Bu dünyada kendin gibi olmanın da, açık ve net konuşabilmenin de zerre kadar değeri olmadığı gibi, gün gelip seni kelimelerin için dahi saçma sapan etiketlerle süsleyebilirlermiş. Ne acı, ne yazık, ne kifayetsiz.
Bana kaybettiğim hümanistliğimi geri kazanmam için tek bir neden söyleyebilir misiniz?
b*0609
Nedensiz gururun, sahibi dahil kimseye yararı olmadığı gibi zararı sandığımdan daha büyükmüş.
Bir o kadar yansıttığın şeffaflık karşı tarafa tahmin edemeyeceğin kadar farklı boyutlarda ulaşabilirmiş. Olurmuş, olmuşluğu varmış.
Yangında ilk kurtarılacaklar listesi zamanla değişebilirmiş, asla değişmez denen herşeyin yerle bir olabileceği gibi.
Bu dünyada kendin gibi olmanın da, açık ve net konuşabilmenin de zerre kadar değeri olmadığı gibi, gün gelip seni kelimelerin için dahi saçma sapan etiketlerle süsleyebilirlermiş. Ne acı, ne yazık, ne kifayetsiz.
Bana kaybettiğim hümanistliğimi geri kazanmam için tek bir neden söyleyebilir misiniz?
b*0609
25 Ağustos 2011 Perşembe
22 Ağustos 2011 Pazartesi
şeker tüm gerçekliği bozar.
kahvemizi birlikte yaptığımız günlerden biri idi.
"şeker kullanıyor musun?" sorusunu sormamanın o müthiş rahatlığını bir ben bilirdim. Çünkü karşındakiyle bir fincan kahveden alınan tadın aynı olduğunu bilmek, bence bir çeşit mutluluk veya huzurdu ve sana bu asla saçma gelmezdi. Aynı şeyi savunurduk ikimiz de,
"çaya ya da kahveye konan şeker ve zavallı kayıp lezzetler"
Çok abarttığımı söylerdin. Tepkilerimin bazen şiddetli, tepkisizliklerimin de bir o kadar korkutucu olduğunu.
Bazen bana baktığından benden korktuğunu düşünürdüm alttan alttan. Çaktırmazdım ama. Korku kelimesi biraz fazla gibi geliyor ilk yazdığında ama tam karşılığı bu. Endişe, kaygı..bunların hepsi çok yalaka. Korku. Gerçekçi ve doğal.
Çabuk sinirlenirim. Genelde çabuk sinirlenen insanlar çabuk söner. Ben sönemem. Uzunca bir zaman bunu bekledin benden. Yapamayacağımı bile bile. Yapamadım. Yapamazdım çünkü ortada böyle birşey yoktu. Elimden gelen de yoktu. Ki elimden birşey gelemezdi bile. Anlatamadım. Konuşsam da aynıydı, sussam da. Her ikisinin de yolu bambaşka yerlere çıkardı. Hatırlar mısın?
Ben uyumayı çok özledim.
Uykunun hakkını vererek uyumayı. Dahası uyandığımda neye uyandığımı görmeyi.
Gördüğümü bilmeyi. Ve sonraki sabah keyfinin kokusunu.
Uyanamıyorum uzunca süredir. Günler gecelerin - veyahut uykuya dalabildiğim zamanlar diyelim - sadece devamı niteliğinde. Arada bir fark göremiyorum, göremeyeli uzunca zaman oldu.
Sanki yastığım tüm gün yanağımda bir yerlerde. Üstüm örtülü, geceliğim içimde, onun üzerine geçirilmiş iki üç parça kumaş. İlk başlarda mide bulantısı yaptı, sonra baş dönmesi. Artık alıştım.
Ona bakarsan daha nelere alıştım, bir bilsen. Duymanla korkman bir olur, kalıbımı basarım.
Hala küfrediyor musun bana? Belki küfür ters manalara yol açar ama başka kelime bulamıyorum, anla.
Belki bir kaşık suda boğabilecek kadar tiksiniyorsundur bedenimden, beynimden?
Ben insanların bu huylarına da alıştım. Şaşırma yetim günden güne kendini kaybediyor.
Artık şaşıramaz hale geldiğimde misyonumu tamamladığımı veyahut evrimleştiğime inanmaya başlayabilirim. Herşeyin yolu buradan geçiyor. Sindirdiğin anda, anahtarlar cepte.
Kan seviyemde düşüşler yaşayabiliyorum. İnsanım en nihayetinde. Savunma mekanizmamda devasa delikler, korunmasız bir şekilde yaşamımı idame ettiriyorum. Böyle zamanlarda farkına varmadan yada elimde olmadan diyelim ortak bir enerji akışının içinde yer aldığımıza inandırıyorum kendimi. Bir anda oluyor tüm bunlar. Daha sana varamadan çekiyorum fişi, koşa koşa..
bazen tüm varlığımla engel olmaya çalışıyorum. ama sen duyumsuyorsun, hissediyorum.
hislerim kuvvetlidir, şaşırtırdı kimi zaman beni de bilirsin. Şiddeti arttığında ben dahi tanıyamaz olurdum aynadakinin ben mi yoksa sen mi olduğunu.
neyseki ben artık şaşırmıyorum.
tüketmekte olduğum en güzel hissimin şerefine.
"şeker kullanıyor musun?" sorusunu sormamanın o müthiş rahatlığını bir ben bilirdim. Çünkü karşındakiyle bir fincan kahveden alınan tadın aynı olduğunu bilmek, bence bir çeşit mutluluk veya huzurdu ve sana bu asla saçma gelmezdi. Aynı şeyi savunurduk ikimiz de,
"çaya ya da kahveye konan şeker ve zavallı kayıp lezzetler"
Çok abarttığımı söylerdin. Tepkilerimin bazen şiddetli, tepkisizliklerimin de bir o kadar korkutucu olduğunu.
Bazen bana baktığından benden korktuğunu düşünürdüm alttan alttan. Çaktırmazdım ama. Korku kelimesi biraz fazla gibi geliyor ilk yazdığında ama tam karşılığı bu. Endişe, kaygı..bunların hepsi çok yalaka. Korku. Gerçekçi ve doğal.
Çabuk sinirlenirim. Genelde çabuk sinirlenen insanlar çabuk söner. Ben sönemem. Uzunca bir zaman bunu bekledin benden. Yapamayacağımı bile bile. Yapamadım. Yapamazdım çünkü ortada böyle birşey yoktu. Elimden gelen de yoktu. Ki elimden birşey gelemezdi bile. Anlatamadım. Konuşsam da aynıydı, sussam da. Her ikisinin de yolu bambaşka yerlere çıkardı. Hatırlar mısın?
Ben uyumayı çok özledim.
Uykunun hakkını vererek uyumayı. Dahası uyandığımda neye uyandığımı görmeyi.
Gördüğümü bilmeyi. Ve sonraki sabah keyfinin kokusunu.
Uyanamıyorum uzunca süredir. Günler gecelerin - veyahut uykuya dalabildiğim zamanlar diyelim - sadece devamı niteliğinde. Arada bir fark göremiyorum, göremeyeli uzunca zaman oldu.
Sanki yastığım tüm gün yanağımda bir yerlerde. Üstüm örtülü, geceliğim içimde, onun üzerine geçirilmiş iki üç parça kumaş. İlk başlarda mide bulantısı yaptı, sonra baş dönmesi. Artık alıştım.
Ona bakarsan daha nelere alıştım, bir bilsen. Duymanla korkman bir olur, kalıbımı basarım.
Hala küfrediyor musun bana? Belki küfür ters manalara yol açar ama başka kelime bulamıyorum, anla.
Belki bir kaşık suda boğabilecek kadar tiksiniyorsundur bedenimden, beynimden?
Ben insanların bu huylarına da alıştım. Şaşırma yetim günden güne kendini kaybediyor.
Artık şaşıramaz hale geldiğimde misyonumu tamamladığımı veyahut evrimleştiğime inanmaya başlayabilirim. Herşeyin yolu buradan geçiyor. Sindirdiğin anda, anahtarlar cepte.
Kan seviyemde düşüşler yaşayabiliyorum. İnsanım en nihayetinde. Savunma mekanizmamda devasa delikler, korunmasız bir şekilde yaşamımı idame ettiriyorum. Böyle zamanlarda farkına varmadan yada elimde olmadan diyelim ortak bir enerji akışının içinde yer aldığımıza inandırıyorum kendimi. Bir anda oluyor tüm bunlar. Daha sana varamadan çekiyorum fişi, koşa koşa..
bazen tüm varlığımla engel olmaya çalışıyorum. ama sen duyumsuyorsun, hissediyorum.
hislerim kuvvetlidir, şaşırtırdı kimi zaman beni de bilirsin. Şiddeti arttığında ben dahi tanıyamaz olurdum aynadakinin ben mi yoksa sen mi olduğunu.
neyseki ben artık şaşırmıyorum.
tüketmekte olduğum en güzel hissimin şerefine.
11 Ağustos 2011 Perşembe
let me kill you
Herkes aynı şeyden bahsediyor bana. Kapımı çalan, telefonda sesimi duyan, herkes.
Türlü türlü lezyonları var ama en ağır olanı kaşıntılı olan. Sabır testi varsa şayet en haşmetlisinden bir tanesi.
Beyin gücü öyle illet öyle müthiş ki. Baktığı yer kaşınır mı insanın?
Sana da bakınca aynısı oldu işte. Artık nasıl beceriyorum, hangi ara yapabiliyorum hala bilemesem de, bazen enerjilerimi yönetebileceğimi görüyorum. Görmüştüm öncesinde de, elimde kanıtları var.
Çok kez denedim, benim baktığım insanın popülerliği de artıyor.
Eskilerde bir laf vardır "el vermek" diye. Şöyle bir omzuna dokunmam, biraz seni anlamaya çalışmam yeterli.
Çok konuşmamıza, hayatı paylaşmamıza gerek yok öyle dolu dolu.
Benimle magazin sayfalarında biraz boy göstersen bu iş tamam. Ama sonrasında beni tanımıyor gibi yaşaman, görünce kafanı çevirmen şart. Yoksa bu formulüm işe yaramıyor.
İnsanların ne kadar soysuz ve adi olduğu konusu hepimizce bilinen en büyük gerçeklerden biri. Nereden baksan tektonizma kadar ciddi, bir o kadar hesaplanabilir ve sağlaması yapılabilir somut bir kavram.
Üstelik dalgalar şeklinde artarak çoğabilir, dallar halinde seni sarabilir, utanmadan senden kök bile çıkartabilir. Sen sadece dur.
O kadar çok istiyorum ki insanlara yaptıklarını ettiklerini, mimik, üslup, karakter özelliklerini anlatan mini bir belgesel çekip göndereyim. Üzerine de not düşerim gerekirse + 18 ibaresini.
Sevapların en büyüğü haneme altın yaldızlı harflerle işlenir. Bir insanı bu bok çukurundan kurtarsam kardır. Kendinden biraz iğrenmesi, "aman Tanrım! ben bu muyum?" demesi bile bir hareket bir umut bir ışık.
Her gün artarak çoğalan bu zavallı çoğunluğa bir dur demek hepimizin elinde.
İfşa edin, etiketleyin, yapıştırın alnın ortasına sıfatını.
Demekki sinirlenebiliyorsam hala, yaşıyorum ben.
b'1108
Türlü türlü lezyonları var ama en ağır olanı kaşıntılı olan. Sabır testi varsa şayet en haşmetlisinden bir tanesi.
Beyin gücü öyle illet öyle müthiş ki. Baktığı yer kaşınır mı insanın?
Sana da bakınca aynısı oldu işte. Artık nasıl beceriyorum, hangi ara yapabiliyorum hala bilemesem de, bazen enerjilerimi yönetebileceğimi görüyorum. Görmüştüm öncesinde de, elimde kanıtları var.
Çok kez denedim, benim baktığım insanın popülerliği de artıyor.
Eskilerde bir laf vardır "el vermek" diye. Şöyle bir omzuna dokunmam, biraz seni anlamaya çalışmam yeterli.
Çok konuşmamıza, hayatı paylaşmamıza gerek yok öyle dolu dolu.
Benimle magazin sayfalarında biraz boy göstersen bu iş tamam. Ama sonrasında beni tanımıyor gibi yaşaman, görünce kafanı çevirmen şart. Yoksa bu formulüm işe yaramıyor.
İnsanların ne kadar soysuz ve adi olduğu konusu hepimizce bilinen en büyük gerçeklerden biri. Nereden baksan tektonizma kadar ciddi, bir o kadar hesaplanabilir ve sağlaması yapılabilir somut bir kavram.
Üstelik dalgalar şeklinde artarak çoğabilir, dallar halinde seni sarabilir, utanmadan senden kök bile çıkartabilir. Sen sadece dur.
O kadar çok istiyorum ki insanlara yaptıklarını ettiklerini, mimik, üslup, karakter özelliklerini anlatan mini bir belgesel çekip göndereyim. Üzerine de not düşerim gerekirse + 18 ibaresini.
Sevapların en büyüğü haneme altın yaldızlı harflerle işlenir. Bir insanı bu bok çukurundan kurtarsam kardır. Kendinden biraz iğrenmesi, "aman Tanrım! ben bu muyum?" demesi bile bir hareket bir umut bir ışık.
Her gün artarak çoğalan bu zavallı çoğunluğa bir dur demek hepimizin elinde.
İfşa edin, etiketleyin, yapıştırın alnın ortasına sıfatını.
Demekki sinirlenebiliyorsam hala, yaşıyorum ben.
b'1108
25 Temmuz 2011 Pazartesi
tam kafiye
Tam uyumsuzluk
Tam zaruret
Yarım ekmek kalıntılar.
Zannediyorum ki "Kaçın! Canını seven kaçsın!" kokusu yayıyorum böyle usulca, çaktırmadan.
Birşey yapmıyorum ki ben! Tekrar zannediyorum ki bunun üstüne, aslında birşey yap'madığımdan sebep bütün bu topyekün taşınmalar. Yok, ben anlayamayacağım. Reddediyorum tedavimi. Bırakın, istediğimi yiyeyim içeyim. Sakin bir balkona yerleştirin beni. Ucundan bir deniz görse, hani belki daha yardımcı olabilir. En olmadı yeşillik olsun ama. Birkaç kumru, belki serçe.
İstisnai durumlar artık rutine döndü. Eski rutinimi arar oldum. Karanlıkta mum ışığıyla bile olsa, arar oldum. özler oldum. Sessizlik, kimsenin beni anlamadığı desibelle ölçülüyor artık. Anlamamak, dinlememekten değil. Yanlış anlaşılmasın.
Konuşuyorum da üstelik. Olmadığım kadar net, düşünemeyeceğim kadar açığım. Eskiden böyle değilmişim.
İçine atma diyorlar, birileri. İçime atmıyorum, içime akıyor ki. Durdurmak o denli zor.
Yaş geçişleri, mevsim geçişleri gibi hayatımın en güzel noktalarından en şık zamanlarından biri artık. Bunu da ekliyorum ajandama. Açıp açıp okuyorum biliyor musun? Üşenmiyorum sen ve diğerleri gibi.
İnsanlığımdan çıkmıyorum. Yaradılışımın üstüne düşeni yapmasına göz yummuyorum. Bırakıyorum dolsun. Son damlasına kadar dolsun. En nihayetinde insanız.
Çok kısaldığını hissettiğimde bir hediyem olacak sana.
Deniz kabuğu olmaz belki, ama deniz'den olur, kokusu içinde.
b'2507
Tam zaruret
Yarım ekmek kalıntılar.
Zannediyorum ki "Kaçın! Canını seven kaçsın!" kokusu yayıyorum böyle usulca, çaktırmadan.
Birşey yapmıyorum ki ben! Tekrar zannediyorum ki bunun üstüne, aslında birşey yap'madığımdan sebep bütün bu topyekün taşınmalar. Yok, ben anlayamayacağım. Reddediyorum tedavimi. Bırakın, istediğimi yiyeyim içeyim. Sakin bir balkona yerleştirin beni. Ucundan bir deniz görse, hani belki daha yardımcı olabilir. En olmadı yeşillik olsun ama. Birkaç kumru, belki serçe.
İstisnai durumlar artık rutine döndü. Eski rutinimi arar oldum. Karanlıkta mum ışığıyla bile olsa, arar oldum. özler oldum. Sessizlik, kimsenin beni anlamadığı desibelle ölçülüyor artık. Anlamamak, dinlememekten değil. Yanlış anlaşılmasın.
Konuşuyorum da üstelik. Olmadığım kadar net, düşünemeyeceğim kadar açığım. Eskiden böyle değilmişim.
İçine atma diyorlar, birileri. İçime atmıyorum, içime akıyor ki. Durdurmak o denli zor.
Yaş geçişleri, mevsim geçişleri gibi hayatımın en güzel noktalarından en şık zamanlarından biri artık. Bunu da ekliyorum ajandama. Açıp açıp okuyorum biliyor musun? Üşenmiyorum sen ve diğerleri gibi.
İnsanlığımdan çıkmıyorum. Yaradılışımın üstüne düşeni yapmasına göz yummuyorum. Bırakıyorum dolsun. Son damlasına kadar dolsun. En nihayetinde insanız.
Çok kısaldığını hissettiğimde bir hediyem olacak sana.
Deniz kabuğu olmaz belki, ama deniz'den olur, kokusu içinde.
b'2507
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)