20 Haziran 2011 Pazartesi

bir tatlı huzur

Bir ilintim, uzaktan da olsa bir kan bağı, paralel evrende bir tür yakınlaşma en olmadı bilinçaltı artık en kötü ihtimalle eskilerde kalan bir yaşamım daha varsa bu ülkede olduğuna inanıyorum.
Başka türlü beni bu denli içine çekmesi, dikkatimi dağıtması söz konusu olmasa gerek.


photo by Brettc (http://brettc.deviantart.com/)

Acaba doğa ananın o müthiş baskınlığı ve yenilmezliğine duyduğum hayranlık mıdır başımı bu yöne çeviren? Müzikteki tını, volkanizmayla mı eşdeğer?




16 Haziran 2011 Perşembe

Bozbağlar

Ciğerlerimiz de doldu, gözümüz gönlümüz de.
Erken dönüşler bazen tadları damakta bırakır, yenisine yer açar.
Tam doymadan sofradan kalkmak yeniden acıkabilme umudunu da beraberinde getirir.
Zaten doyumsuzluğun önüne geçebilmenin en güzel iradesi de budur.

Boz diyorlar, hayır. Ben katılmıyorum.

b'1606

12 Haziran 2011 Pazar

Öncesinde, az evvel.

sadece suskunluğumla kalakaldım.
benzetmeye çalıştım, kimseye benzemedin. durdum baktım, hala benzemedin.
ne dişlerin ne gülüşün ne de vs.
çok sormak istedim, sesim çıkmadı. sigaramdan aldın sadece gülümseyebildim.
ikinciyi alırken sordun kafamı salladım.. sadece kafamı salladım.

o kadar ki bakıp tahmin ettim. sorsan garantili tahminlerim. öyle yaklaşık değil, tam göbeğinden bildim.
iki sohbetin belini kıralım diyesim geldi. geri çektim.
bir farkettim ki tırnaklarımın etlerine hücum etmiş enerjim, onlardan çıkarıyorum lime lime.
yarın dedim, gidiyorum.
gel desem gelir miydin ki? hayır.
sorar mıydım ki? belki.

çok benziyordun, aslında siluetin o yıllar önce yazdığım öyküdeki kimlikle neredeyse aynıydı. ben o öyküyü yazarken kimseyi tanımıyordum. bu kadar net.
keşke söyleseydim, ne olurdu ki?

al işte, sarhoş, ser-hoş derdin. gülerdin geçerdin veya dinlerdin. üçünden bir tanesi kuralı.
deneyemedim.
onun yerine içkimi aldın, yenisini getirdin. ben yine gülümsedim.

b'1106

5 Haziran 2011 Pazar

Denklem

Nefes nefese uyanıyorum, kan-ter içinde sırılsıklam olmuşum. Kafam bir kazan, kalbim yerinden fırlamaya hazır. Odam karanlık. Işıkta uyuyamam ben. Sokak lambasını bile perdeyle örtmüşüm, o derece. Gözümün karanlığa alışmasına izin veriyorum birkaç saniye. Hem diyorum, durup düşünürüm bu sayede, ne güzel.
İçimin cız ettiğini halen titreyen ellerimden anladım. Karanlıkta bile o kadar net ki titremesi. Sanki başkasının bir parçasıymış gibi, bana ait değil, aksine hiç olmamış gibi bakıyorum. O derece inandırabiliyorum kendimi.
Kokular birbirine karışmış, yatak dolanmış..sesler artık sadece bir uğultu.
İstemsiz kas hareketleri bedenimi ele geçirmiş çoktan. Her yerim aynı.
Yüzüm, ellerim, ayaklarımın içi. Hepsi aynı.

Avareyim, boş zamanlarımı yaşadığım her anımda avareyim.
Düşünüyorum, yine avareyim.

Sorup duruyorlar, cevap alamayıp çekip gidiyorlar.
Kalın diyemiyorum, "çayım var hem, ne güzel sohbet ederiz" diyemiyorum.
Gözlerime bakıp gidiyorlar birer ikişer.
Akan birşeyler var gözlerimden, yaş değil. Bir sızıntı. Gaz sızıntısı gibi. Engelliyorum, becerebildiğimi sanarak. Belki bazen oluyordur ha? ben farketmiyorumdur hani.

Denize soracağım. Kıyısında yer açıp kendime, bir kadeh de onun önüne koyacağım.
Sorup söyleyeceğim. Bitene kadar. Ne nerede biterse o yere kadar.
Hem kumları serin tutar kadehimi, belli mi olur. Ellerimi de sıcak tutar aynı zamanda.

26 Mayıs 2011 Perşembe

When i was a child..

Yutkunuyorum da
Tüylerim de dikiliyor.
Hatırlıyorum hayal meyal bazı ayrıntıları, yine fonda tam da bu şarkı çalarken.
İlk gençlik yada bir seviye üstü. Benim için çizgi demek az buçuk, biraz da çiçek kokusu.
Sonra tozlu raflar, yarım şişeler hatta boş şişeler.
Susuz uyanılan sabahlar bazen yatılmadan uyanılan gece sonları.
Yaşlar çok acayip, enerjiler çok başka. Düşüncenin yaratımları, tonları çok baskın.
Dinlerdik o zaman, duymazdık. Dinlerdik. Geçerken kulağımıza kesilmezdi dostların sözleri, biz bizzat hem bakar, hem dinlerdik.
Eskisinden da basit lakin daha şeffaftı herşey. Zaman geçti, günler bitti, şeffaflık artık iççamaşırından bile kalktı. Hepimizin koca duvarlı surları var. Yumurta akı ile yapıştırılmış diye söylentileri var, doğrudur.

Her yaşta okunan bir kitap bir dize vs vardır. Yoksa olmalıdır da, bu şarkı da odur.


15 Mayıs 2011 Pazar

Ah! Deniz olayım!


Üzülerek yineliyorum tüm gün içimden geçirdiklerimi.
Zaman tam bir hıyar. Gitmek çok zor, özlemek artık kifayetsiz kalıyor her defasında.
Birinin sana yakın olmasını bilirsin, hani dosttur veyahut sadece "biri"dir sıfatı yoktur, önemli değil.
Onsuz geçirdiğin zamanlarda enerji kaybı yaşanıyorsa, eksilmek denmez ama tamamlanmadığını düşünüyorsan, bunu hem gönül hem mantık süzüyor ve tek bir noktada buluşuluyorsa, o gitmemeli.
Tüm denklemler kadar realist bir durum bu.
Dünyanın bir ucu orada kalsın, burası da oraya göre bir uç nasıl olsa.
Bu sefer artık kavradım diyorum, her defasında daha çok yükleniyormuş insana.
Şimdi onu farkettim. Az önce.
Galiba yaşam aktıkça, bir yerlerden vazgeçip odaklar şaştıkça insan değeri daha çok bilinir oluyor.
Çıkardığım günahlarım çok, lakin geç de olsa anladım. Üstelik daha fazla vakit kaybetmeden, kısa yoldan.

Herşeyin bir nedeni oluyor elbet. Ama çok özleniyorsun be arkadaşım sende!

8 Mayıs 2011 Pazar

Bir tek ben miyim böyle düşünen?



Artık uzlaşmak istiyorum.
Varlıklar yokluklarla karşılaşsın, ne olacaksa olsun.
Göze alabildiklerim, alamadıklarımla çiftleşsin.
Yeni olasılıklar doğsun, içlerinden bir tanesinin yavrusu bana gelsin.
Tüm kadınlığımı, doğamı hatta hatta gözlerimi önüne sereyim.
Artık sükunet hüküm sürsün bu cephede. Önüme kattıklarım ardımdan gelmesin.
Susuzluğumu da unutayım, tepkisizliklerimi de.
Sadece yol olsun. Engin, alabildiğine.
Ellerimle yakacağım o ateşi, belki şarkı da söylerim eşzamanlı.
Tutkularımı başucuma alayım. Sersenişler ise lavabo deliklerinde kalsın.
Geleceksen haber ver, kapıya sereyim üstümdekileri başımdakileri,
Yüzüme takayım gülümsememi,
Ellerimi hazırlayayım ellerine,
Hatta belki o beyaz elbisemi giyer öylece dururum, sen beni görene dek.

Fonda çalar bir mırıltı, belki bir udun tellerinden.
Ayaklarım çıplak, tabanlarım pembe.


b'0805